22 Mart 2012 Perşembe

Müslümanın Yılbaşını Kutlaması

Hangi Yılbaşı ?!... - Allâme Hüseyin Avni Hocaefendi

Müslüman!...

Önünde, seninle alakası olmayan bir bayram var: Hıristiyanların dînî bayramı “yılbaşı”…
Kişiliğini ve dinini, daha açığı, bütün mukaddeslerini ve değerlerini bir yana iterek, bir Müslüman olmana rağmen, “yılbaşını” sende mi kutlayacaksın?!... Kendini Hıristiyanlara benzetecek, hindi kesecek, çam devirecek, yılbaşı tebrikleri, yeni yıl kutlamaları ve sâir senin dininde bulunmayan ve onunla bağdaşmayan, insanlıkla da hiçbir alakası olmayan saçmalıklara sen de mi bulaşacaksın? “Buna dinim ne der” diye hiç mi düşünmeyeceksin?!...

İsrâil Devleti, yani Yahûdiler, seneler oldu, “Hıristiyanların yılbaşını” kutlamayı kendi halkına yasakladı. Bundan ders almayacak mısın?

Müslüman!...

Bir yanda yılbaşını kutlarken, diğer yanda da beş vakit namazında günde en az kırk kere (Fâtiha sûresinde) “Rabbim! beni, kendilerine gazab edilenler (Yahûdiler) ve de sapanlar(Hıristiyanlar)’ın yoluna iletme”[1] derken, Rabbinden ne istediğinin farkında değilsindir her halde?... Bir yanda, “Yahûdilerin ‘gazab edilenler’ Hıristiyanların da ‘sapanlar’ olduğunu ve onların yolundan gitmek istemediğini” haykırır, bu hususta Rabbinden yardım ister, öte yanda da, koşa koşa onların yoluna giderken, bu yaptığın ne kadar tutarlı bir davranış olur?...

“Yılbaşı kutlamaları”, Hıristiyanların yolu değil de nedir?!...

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyorlar:
“Bizden başkasına kendini benzeten, bizden değildir. Yahûdi ve Hıristiyanlara kendinizi benzetmeyiniz”. (Tirmizi)

“Kim kendini bir kavme benzetirse o, onlardandır.”.
(Ebû Davud, Ahmed bin Hanbel, Ebû Ya’lâ, Taberâni)[2]

“Kim bir kavmin (topluluğun) karartısını (kalabalığını) çoğaltırsa, o, onlardandır”.
(Ebû Ya’lâ)

Din Kitaplarımızda Yer Alan Fetvalardan Bir Kısmı

· “El-Hulâsa” isimli kitapta şöyle denilmektedir:
Bir kimse “Nevrûz”[3]gününde bir Mecûsî’ye yumurta hediye etse kâfir olur.
Çünkü Mecûsî’ye küfründe ve hatalarında yardımcı olmuştur…

· “Mecmau’n-Nevâzil”adlı kitapta şöyle yazılmıştır:

Mecûsîler nevrûz gününde toplansa ve bir Müslüman, onlar için, “güzel bir adet koydular”, dese, kâfir olur.
Çünkü bu sözü ile küfrü kabûl etmiş oluyor.

· Fetâvâ-i Suğrâ”da şöyle denilmektedir:

Bir kimse, daha önce satın almadığı halde, özellikle “Nevrûz” gününe saygı için bir şeyler satın alırsa kâfir olur. Çünkü bu hareketi ile kâfirlerin bayramına saygı göstermiş olur. Ancak, ihtiyaç sebebiyle satın alırsa o zaman bir şey lâzım gelmez. Bir kimse, bir insana “Nevrûz” gününde bir hediye etse ve bununla “Nevrûz”“Nevruzluk hediyesi” istese, istenen kişi, verse de vermese de “öğretmenin kâfir olması”ndan korkulur. gününe saygı göstermeyi kast etse kâfir olur. Bir öğretmen birinden

· “Tetimme” isimli kitapta şöyle yazılıdır:

Ebû Hafs el-Kebîr el-Buhârî’den şöyle rivâyet edilmiştir:
Bir kimse elli sene Allah celle celalühû’ya ibadet etse sonra nevrûz günü gelse ve bu güne saygı için müşriklere bir şey hediye etse Allah celle celalühû’ya küfretmiş ve elli senelik ibadetini yok etmiş olur.
Bir kimse Nevrûz günü kâfirlerin toplandığı yere giderse kâfir olur. Çünkü bu, küfrünü i’lân etmektir.[4]

Yukarıdaki fetvâlar, Mecûsî bayramı olan “Nevrûz” münâsebetiyle verilmiştir. Kâfirlere ait bayramların tamamının hükmü aynıdır. Bu akıl ve ilim sahibi müminler için apaçık bir husustur. Dolayısıyla, bu fetvâlar, Hıristiyan kâfirlerin dini bayramı olan “yılbaşı” için de elbette geçerlidir.

---------------------------

[1] Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in tefsirine göre, “Yahudi ve Hristiyanların yoluna”… Ahmed b. Hanbel, Tirmizî.

[2] Bu benzetme fiillerde sözlerde, kıyafetlerde, bayramlarda, adetlerde, ibadetlerde olur. İbn-i Kesir Bakara Sûresi 104. Ayet tefsiri.

[3] Orta Asya Mecûsîleri’nin Bahar Bayramı
[4] Fıkh-ı Ekber şerhi/Aliyyü’l-Kâri, tercemesi sah. 470-471

21 Mart 2012 Çarşamba

NOEL VE YILBAŞI (Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan Rh.A)

Hak din İslâm'dır; Allah Teala bozuk inançlı, bâtıl dinli, yanlış yollu insanları sevmez ve aslâ affetmez. Hem insanlara, tüm nimetleri, güzellikleri, sağlık ve mutlulukları yüce Allah versin; hem de kâfirler ve câhiller, Allah'ı bırakıp, putlara. ilâhlara, uydurma tanrılara tapsınlar... olurmu böyle saçmalık, nankörlük, vefasızlık, idraksizlik, beyinsizlik, kalleşlik!

Tarih boyu tüm müslümanlar ve özellikle bizim nurlu dedelerimiz, bâtıl inançlarla, saçma hurafalerle, bozuk dinlerle mücadele vermiş; tüm insanları doğru yola, hak dine, hayra, iyiliğe, dürüstlüğe, dostluğa, sevgiye, ilme, irfana, ahlâka, âdâbâ, çekmeğe çalışmışlardır. Birçok ulus böylece imanı öğrenmiş, İslâm'ı seçmiş, müslüman olmuştur.

Tabii bunun karşılığında, bâtıl dinlere bağlı tutucu ve yobaz teşkilatlarda, sinsi sinsi müslümanları aldatma ve kandırma çalışmalarını devam ettirmeğe çalışmaktadır.

Nasıl kandıracak? Yolu yanlış, aklı dışı, ilme aykırı... Normal konuşma ve akıl-mantık yoluyla kendilerini savunamaz, insanları kendi bâtıl dinlerine çekemezler.

O zaman ellerinde bir çare kalıyor, zevk eğlence, hokkabazlık yoluyla kalp kazanmak.

İşte şu yılbaşı eğlenceleri bu mantıkları doğurmuştur: Çam ağacını süslemek, ışıklandırmak, pamuklarla bembeyaz yapmak; bir adamı Noel Baba kıyafetine sokmak, çocuklara onun aracılığı ile hediye dağıtmak; havai fişekler, eğlence, dans, zevk, safa v.s.

Bunlar bir müslümanın kabul edebileceği şeyler değil. Müslüman bâtıl hristiyan âdetlerini, hurafeli putperest faktörünü taklid etmez. Hristiyanlar, çam ağacını, o gece o ağaca Hz. İsa (a.s.) inecek sanarak dinî bir inançla süslüyor! Noel Baba dedikleri Saint Nikola adlı bir hristiyan azizi. Bunlardan bize ne!

O halde Noel Baba'yı ağzımıza bile almamalı, noel merasimlerine kesinlikle katılmamalı, bu isim arkasında ne dolaplar döndüğünü, ne gizil emeller beslendiğini çok iyi bilmeli, hatta başkalarını da bir güzel uyarmalı, tembihlemelisiniz.

Yoksa çok ayıp ve çok günah olur size! Aman, yeni yılı veballe, günah, şom ve uğursuz bir şekilde başlayıp sonunda pişman ve perişan olmayın!



Gülçocuk-22

NOEL VE YILBAŞI

Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN Rh.A

20 Mart 2012 Salı

İyd Mübarek!

Zilhiccenin İlk On Gününe Mahsus Zikirler/Duâlar

ZİLHİCCE / ON GÜNLER VE ZİKİRLERİ



Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-, Nebiyy-i Zîşân -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizin şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:



“Zilhicce’nin on gününde yapılan ibâdetler kadar, diğer günlerin hiç birindeki ibâdet Allâh’a sevgili değildir. Bugünlerden her birinin orucu, bir senenin orucuna, gecelerinden her birinin ihyâsı da, Kadir gecesinin ihyâsına muâdildir.” (Tirmizî, Savm, 52; İbn-i Mâce, Sıyam, 39)



Kadir Gecesine ömrümüzde bir kere denk gelebildik mi Allahu A’lem. Ama işte müjde, işte fırsatlarla dolu bir ay.. Rabbim diyorum, hak etmezken bizim gibilere nekadar cömert! Ramazan ayına özlem çekenlerin hasretini giderecek bu on günler inşeAllah.



Ben de birkaç zikir paylaşayım. Cübbeli Hoca vermişti, İsâ aleyhisselâm’ın havârilerine öğrettiği pek kıymetli beş zikir var. Günde yüz defa okunması tavsiye edilir. Bu sadece onun ümmetine mahsus değil. Ebul Leys Semerkandî Hz. ve Abdulkâdir-i Geylani Hz. kitaplarında bunu fazîletleri ile birlikte zikrettiler.



Havariler İsa (a.s) a:



” Bu duaları okuyanın sevabı nedir?” diye sorduklarında şöyle buyurdu:



“Birincisini 100 kere okuyan kimsenin ameli gibi bir amel, o gün yer halkından hiçbirine yazılmaz. O kul, kıyamet günüen fazla hasenatın sahibi olur.



İkincisini 100 kere okuyana, Allahu Teala bir milyon hasene yazar, o kadar da günahını siler ve onun cennette on bin derecesi yükseltilir.



Üçüncüsünü 100 kere okuyana gelince; gökten yetmiş bin melek, elleri açık bir halde inerler ve bu duayı okuyanlara salat ve rahmet yağdırırlar.



Dördüncüyü 100 kere okuyanın bu duasını bir melek alıp, Rahman Tealanın huzuruna koyar. Rahman Teala o anda o duayı okuyana nazar eder. Allahu Tealanın kendisine bir defa teclli buyurduğu kişiyse asla bedbaht olmaz..



Beşincisi ise bana ait bir duadır. Onun sevabının açıklamasını yapmam için bana izin verilmemiştir..”



Zilhiccede her günün orucunun bir seneye denk olması, gecelerini ihyasının Kadir gecesine müsavi olması, zikirlerinin kat kat katlanmasından hemen şu hadîs-i şerif geliyor insanın aklına; Allâh bu ümmete ömrü az, ama kazancı çok verdi.





Fecr Suresinde geçen ON GECE nin Zilhiccenin ilk on gecesi olduğu kuvvetli rivayetlerde geçiyor. Fecr Suresini dinlemek isterseniz buraya,



Zilhicce Ayının Faziletleri Hakkıda Cübbeli Hocamızın Sohbetini indirmek/dinlemek/sevdiklerinize göndermek isterseniz TIKLAYINIZ. (download seçeneğine tıklayıp bilgisayarınıza indirebilirsiniz.)



ZİKİRLERİ



1. ZİKİR: Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerike leh. Lehul mulku ve lehul hamdu yuhyî ve yumît. Bi yedihil hayruve huve alâ kulli şey’in Kadîr.









2. ZİKİR: Eşhedu en lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerike leh. İlâhen, Vâhiden, Sameden lem yettehiz, sâhibeten ve lâ veledâ.


اَشْهَدُ اَنْ لا اِلـهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لا شَريكَ لَهُ، اَحَداً صَمَداً لَمْ يَتَّخِذْ صاحِبَةً وَلا وَلَداً





“Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur; tektir; ortağı yoktur; birdir; ihtiyaçsızdır; kendisine eşi ve çocuk edinmemiştir.”



3. ZİKİR: Eşhedu en lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerike leh. Lehul mulku ve lehul hamdu, yuhyî ve yümîtu ve huvel Hayyul lâ yemûtu. Bi yedihi’l hayru ve huve alâ kulli şey’in Kadîr.




اَشْهَدُ اَنْ لا اِلـهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لا شَريكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيى وَيُميتُ وَهُوَ حَىٌّ لا يَمُوتُ، بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلى كُلِّ شَىْء قَديرٌ





“Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur; tektir; ortağı yoktur; saltanat ve hamd ona hastır; diriltir ve öldürür; O ölmeyen diridir; hayır O’nun elindedir; O’nun her şeye gücü yeter.”



4. ZİKİR: Hasbiyallâhu ve kefâ. Semiyallâhu limen de’â. Leyse verâellâhi müntehâ.









5. İSE: “Allahümme lekel hamdü kema tekûlü ve hayran mimma nekûl, Allâhümme leke salâti ve nüsüki ve mahyaye ve memati ve leke Rabbi türasi, Allâhümme inni euzü bike min azabil kabri ve min şetatil emri, Allâhümme inni es’elüke min hayri ma tecri bihi’r- rıhu.”







Yerinizde olsam bilgisayara kaydederek veya çıktısını alarak hergün ilaç niyetine içerdim bunları(:



Herkese gönderelim lütfen. Hayra vesile olan hayrı yapan gibi sevaba kavuşur inşaAllah.

Selametle

17 Mart 2012 Cumartesi

Osmanlı'da Kapı Tokmakları



Osmanlıda Aile Mahremiyeti Örneği: K a p ı   T o k m a k l a r ı





Osmanlı aile hayatındaki mahremiyet önem arzederdi. Konakların giriş kapısında bulunan kapı tokmakları gelenin kimliğini anlamak için farklı dizayn edilirdi. Gelen kişinin beyefendi mi hanımefendi mi olduğunu ayırmak için kapı tokmaklarının çift halkadan müteşekkil yapıldığını biliyor muydunuz??
Bunlardan genellikle, aslan başı motifli ve büyük olanı kalın, çiçek motifli ve küçük olanı da ince ses çıkartırdı. Eğer eve bir beyefendi misafir gelmiş ise, kalın sesli tokmağı tıklatır, içerdeki ev sahibi gelenin beyefendi olduğunu anlar, kapıyı evin beyi açar, bey yoksa mahremiyete uygun olarak kapı açılırdı. İnce sesli tokmağın sesi duyulmuş ise, gelenin bir hanım olduğu anlaşılır, kapıyı evin hanımı açardı..
Osmanlı medeniyeti; altı asrı üç kıtada kucaklayan, kalb-i selîm, akl-ı selîm, zevk-i selîm sacayağı üzerine oturtulmuş bir denge içerisindedir.

Aile, mahalle ve şehir hayatının yanında, yemede, içmede, giyimde kuşamda gösterdiği edeb ve adabı ile saygın bir medeniyetdir.

Osmanlı'nın aile, mahalle ve şehir hayatı, hoş bir nostaljinin ötesinde, insana insan olmanın zevkini ve keyfini doyasıya yaşatan bir güzellikler hazinesidir.
Osmanlı medeniyeti kelimeler üzerine bina edilmemiş, güzellikler, hayatın bütün safhalarına işlenmiş ve yaşanmıştır.

Bir zarafettir Osmanlı’da yaşam ince nüanslarla bezenmiştir. Hayatı anlamlı kılacak en ince ayrıntılar düşünülmüş ve bu hassasiyet her konuya alabildiğince hakîm olmuştur.

Bu güzelliklerin böylesine dizayn edilmesinin arkasında tasavvuf hayatının yaşanması yer alır. Artık bu hassasiyetin yer almadığı günümüzde geçmişteki o ince ayrıntıları hatırlamak muhakkak ki ecdada vefa borcudur. Kapı tokmaklarında ki bu hassasiyet aile hayatına verilen önemin göstergesiydi.

Ailedeki saygınlığı bir başka açıdan Fransız şairi Pierre Loti’de dile getirmiş: "Dünyanın hiçbir evinde, bir erkek hanımına bu derece saygılı ve hayran olamaz! Bu gerçeğin sırrı, Türk evinin, kadını tarafından hazırlanışındadır.

Evin sahibesi olan kadının giyinişi, başındaki örtüden ayaklarında bulunan nefis işlemeli kumaşlı terliklere kadar ahenk içindedir. Kadın evine o kadar düşkün, temizliğine o kadar meraklı, kocasının ev hasretini giderecek öylesine bir zekâ ve eğitime sahiptir ki, evin erkeği akşam üzeri büyük bir hasretle kapıdan girer. Kadının temizliği maddi planda bir çiçek kadar saftır. Bu madde temizliği kadının iç dünyasındaki temizliğinden gelir. O kadın içki, kumar ve dış dünyayı bilmez.

Dış dünyayı bilmeyen Osmanlı kadını, tecessüs illetinden de kurtulmuş olur. Evinde mesut bir hayat yaşar. Kavga gürültü nedir bilmez. Gönlünü Allah'a, kocasına, çocuklarına bağlar. Zihnini fuzuli şeylerden koruduğu için rahat ve huzurludur. Dolayısıyla ahlâklıdır. Böyle olunca yuvasının hürmete şayan, şerefli bir unsuru olur...”



...


Kapı halkalarının bir kurdela ile sıkı sıkı bağlanması evde kimsenin olmadığını, gevşek bağlanması evdeki kişinin yakın zamanda döneceğini, sadece bir halka bağlandığı takdirde evde insan olduğunu gösterir.

İşte Türk insanın hayat görüşü, işte bir yaşam felsefesi, işte bir dünya görüşü.
Dünyada böyle bir uygulamanın eşini ve benzerini biraz zor görürsünüz.




Alıntıdır.